2016 mı? “je m’en fous”

Zor zamanlardan geçiyoruz. Belki de çok keyifle karşılayacağımızı, yaşayacağımızı düşündüğümüz yaşlarımız dön dolaş, bir ileri bir geri modunda geçip gidiyor. Bir çok iyiyiz bir çok kötü. Yine de her çok kötü olduğumuzda şükretmeyi aklımıza getirip sakinleşmeye çalışıyoruz.

Çaresizlik diz boyu. Gönül dolu dizgin. Bunların arasında sıkışıp kalan yürek ve zihin yorgun, yoğun, sancılı.

Yeni yıllara dair büyük beklentiler içinde olmamayı hayat bize öğretti. Kısa vadeli umutlar ve mutluluklar peşindeyiz artık.
2016’nın geride kalayazdığı bu günlerde de 2017’ye dair bir şeyler söylemek gelmiyor içimden maalesef.

Geçen seneki yazının sonunu şöyle getirmişim:
“- Nerede duracağını, nerede daha da gitmen gerektiğini, kendini nasıl koruyacağını bil, daha da çok bilmeye çalış.
– İçindeki heyecanlı kız çocuğunu hep ışıl ışıl tut, gözlerinin içinde parlayan O’nun ışığı olsun.”

Yapabildim gibi bu ikisini. Yani fırsatlar yaratmaya çalıştım bunlar için. Bu seneden bana kalanlar da onlar oldu zaten. Ne demiş Alain de Botton; “As we write, so we build: to keep a record of what matters to us.”

Buyrun 2016 kayıtlarımız:

* Ayn Rand, The Fountainhead:

İlk Ayn Rand okuyuşum. Nedense bir mesafeli durmuştum hep. Sonra canım cancağzım aramızda geçen 1-2 sohbetten sonra “muhakkak okumalısın” diyerek kilometrecelerce uzaktan yollayıverdi kitabı. Soluksuz okudum. Evet ben bir Dominique’im. Kimdir Dominique? Budur mesela: “I can accept anything, except what seems to be the easiest for most people: the half-way, the almost, the just-about, the in-between.” Bunu kabul etmemek bir seçenek, bununla yaşayabilmek bir sınav. Ne istediğini ve istemediğini bilmek oldu ya şu hayattaki derdim, işte öyle bir şey. İşte orada da baş kahramanımız, “the one and only” Howard’ın felsefesi giriyor devreye zaten; “To say “I love you” one must know first how to say the “I”.” Şimdi burada kitabı anlatmak zaten namümkün, bilen anladı, bilmeyen merak etti, ve sonuçta kitabı hediye eden cancağzım haklı çıktı; “bayılacaksın ve hayatın değişecek.”

* “Gitmek mi zor, kalmak mı?”

Bu sene bunu ne çok düşündük değil mi hepimiz? Ben ilk seçeneğe daha yakın olanlardanım. Zamanını, şeklini hesaplamadım henüz ama sanırım kalmayı istemek fikri bile beni yoruyor. Yılın sorusu bu idi, yeni gelen yıl cevabını verir mi bilmiyorum. Tek bildiğim B planlarıyla beraber yaşamak zorunda olduğumuz..

* Bir kez daha: Happiness is good relationships!

En büyük hazinen hayatındaki insanlar. Mesafelerle ölçülmeyen, kelimelerle anlatılmayan, beraber ağlayabildiğin, beraber gülebildiğin, beraber susabildiğin herkes birer elmas hayatında. Ailen, ailen kadar yakınların, dokunabildiğin herkes. İşinde de dokunabiliyorsan hayatlara ne mutlu sana, ben bu konularda şanslı olanlardanım neyse ki.. Onca karanlığın içinde parlayan o elmaslar sana yolunu kaybettirmiyor, diplere gitmeni bir şekilde engelliyor. Sımsıkı sarılmaya devam.

* Music non stop:

Spotify bugün kişisel istatistiklerimi yayınladı. Yine çokca dinlemişim tabi ki müzik. En çok Pazartesileri dinlemişim, öyle diyor. Hiç şaşırtıcı olmayan bir sonuç daha var: En çok Lost on You ve Adventure of a Lifetime dinlemişim. Evet baya dinledim, hala da dinliyorum. Başka şeyler de dinlemişliğim var elbet. Sonuçta yemek yaparken, giyinirken, metroda giderken, kahve içerken, konyak yudumlarken, kitap okurken, rakının fonu olarak her şekilde müzik dinlerim. Beni böyle kabul ediniz sayın dinleyenler 🙂

* Paris, mon amour:

Yılın son zamanında, o içimdeki ışığı beslemek için yaptığım son hareketti ışıl ışıl Paris’e gitmek. Ne güzeldi. Olur mu olmaz mı derken, gözüm gibi sakınarak, nazar değmesin diye kendi kendime yayın yasağı getirerek geçirdiğim 2 günlük bir zaman dilimiydi. İnsanın yeterince isteyince yapamayacağı hiçbir şey yok. Barcelona Barcelona diye yanıp tutuşan ruhuma Paris’in elegansı çok iyi geldi. İyi ki dedim hep, iyi ki, hayata bana bu fırsatı verdiği için teşekkür ettim.

İşte böyle.. Kayıtları bu şekilde tarihe geçmiş bulunayım.

Yazının başlığında yazanı henüz açıklamadım:
Je m’en fous: Umurumda değil.
Bitmen umurumda değil 2016, bana bıraktıklarını bilirim bir tek..

Buyrun sayın 2017, sayı değerinizle değil sizden bize kalacak anlarla ilgileniyoruz, biliniz.

Be Sociable, Share!
Kent Kedisi

About The Author

No Comments

Leave A Reply